AçıMagazine

Beatles’ın Elvis’le Buluşması ve Perde Arkası

Beatles, 1962 yılında piyasaya sürülen ilk 45’liği ‘Love Me Do’nun ardından dünyada bir dalga şeklinde yayılmaya başlıyor. Konserler, televizyon showları, sahne programlarının ardı arkası kesilmiyor. Binlerce kişi ellerinde pankartlarla Beatles diye haykırıyor. ‘Love Me Do’dan hemen sonra ‘Twist and Shout’, ‘Yesterday’, ‘All You Need Is Love’ ve ‘Hey Jude’ gibi parçalar birbirini kovalıyor. Bu ilginç saç kesimli, takım elbiseli Rock’n Roll’cu gençler, müzik dünyasında yeni bir akım oluşturuyor. Dünyanın dört bir yanında hayran kitleleri Beatles’ın yeni müziğiyle eğleniyor.

Herkes onlardan bu denli etkilenirken, onların gözü yalnızca bir kişiyi görüyor. O’nun şarkılarını dinliyor, ne demek istediğini anlamaya çalışıyor ve O’ndan ilham alıyorlar. Üstelik O’nun ilham verdiği tek kişi Beatles da değil. İşte Beatles’ı bu denli etkileyen isim Rock’n Roll’un Kralı Elvis.

Beatles’ın kurucularından John Lenon bir röportajında “Elvis’ten önce hiçbir şey beni gerçekten etkilemedi, o benim için bir din gibiydi” diyor. Lenon, müzik yaratmada idol olarak aldığı Elvis’ten çok etkilendiğini dile getiriyor. Aynı şekilde grubun diğer üyeleri de Elvis’in bir efsane olduğunu düşünüyor.

Grubun bir diğer üyesi Paul McCartney, Beatles Antology kitabında şöyle diyor;

“Elvis’le yıllarca tanışmayı denedik ama ona bir türlü ulaşamadık. O bizim bir numaralı idolümüzdü. İngilizler için güçlü bir imajdı. Amerika’daki konserleri sırasında seyircilerin nasıl olup da sahneye zıplamadıklarına şaşırırdık biz. Dinleyicilerin dans etmeden oturmaları bizi delirtirdi.”

Yıllarca buluşmak için bir çok girişimde bulunulan ancak bir türlü gerçekleşemeyen buluşma, Elvis’in menajeri Colonel Tom ve Beatles’ın menajeri Brian Epstein’ın uğraşları sonucunda 1965 yılının sıcak bir Ağustos gününde gerçekleşiyor. Buluşmadan bir kaç gün önce Beatles, New York Shea Stadı’nda büyük bir konser veriyor. Hollywood Bowl’da da müthiş bir performans sergiliyor. Kral Elvis’se yeteneğini bu kez Hollywood’da gösteriyor ve bir çok film çekiyor.

Buluşma öncesinde grup üyeleri yaşadıklarını Beatles Antology kitabında şu şekilde anlatıyor;

John Lenon: “Heartbreak Hotel”i ilk duyduğumda ne söylendiğini anlamam zor oldu. Hiç bir Amerikan sesin böyle söylediğini duymamıştık. Onlar her zaman Sinatra gibi söylerlerdi. Ama önceleri biz Elvis’in ne hakkında söylediğini anlayamadık, ya da Little Richard’ın ya da Chuck Berry’nin. Neler olduğunu anlamamız çok zamanımızı aldı. Bizim için duyduğumuz ses mükemmeldi. Biz her zaman onunla tanışmak için yanlış zamanda ve yanlış yerdeydik. Ama buluşma için bir sürü görüşme yapıldı nereye gideceğimiz ve bizimle kimlerin geleceğine dair.”

George Harrison: “Elvis ile tanışmak turumuzun en ilgi çekici olayıydı. Eğlenceliydi. Hatta evinin yakınına giderken nereye gittiğimizi bile unuttuk. Bir limuzinin içerisindeydik ve birkaç bardak çay içtik arabanın arkasında. Sadece eğleniyorduk. Elvis’le az sonra tanışacağımızı düşünüp sadece gülüp eğleniyorduk.”

Beatles üyelerini Elvis’e götürmek için bir limuzin geliyor. Arabaya yerleşen grup üyeleri heyecanla o anı bekliyor. Tanışma anıysa şöyle gerçekleşiyor;

John Lenon: “Çok heyecan vericiydi. Biraz gergindik. Onunla L.A.’deki büyük evinde tanıştık. Etrafında bir sürü insan vardı. Belki de bir sürü Amerikan evi böyleydi, ama orası bize heyecan verici geldi. Çünkü bir gece kulübü gibiydi.”

Ringo Starr: “Bu olay yüzünden çok heyecanlıydım. Ev çok büyük ve karanlıktı. Elvis televizyonun yanında bir kanepede oturuyordu. Biz ona “Merhaba Elvis” dedik. O utangaçtı ve biz de biraz utangaçtık. Ben onunla tanıştığım için onun bizimle tanıştığı için olduğundan daha çok heyecanlandığımı hissettim.”

Paul McCartney: “O harikaydı. O Elvis’ti, bizim kahramanımızdı ve biz de onun hayranlarıydık. Bize “Merhaba çocuklar, bir şey içmek ister misiniz?” diye sordu. Biz oturup Tv’yi izlemeye başladık. Elvis juke box’ta Charlie Rich’in “Mohair Sam”ini tüm gece boyunca çaldı.”

John Lenon: Elvis ile tanışmamızın bir sır olmasını umuyorduk ama hayranlar ve basın bunu fark etmişti bile. Etraf oldukça kalabalıktı. Elvis içeride bizi bekliyordu. Üzerinde kırmızı bir gömlek ve siyah bir deri yelek vardı. Bize “selam” dedi. Ringo, George ve Paul da benim kadar gergindiler. Çünkü bu insan hepimizin idolüydü. O efsaneydi kendi hayatında ve bir efsaneyle tanışmak kolay değildi. Elvis bizi evimizde hissettirmeye çalıştı.”

Bu buluşmaya dair bir kaç net olmayan paparazzi fotoğrafının haricinde, hiç bir kayıt bulunmuyordu. Yalnızca Beatles üyelerinin röportajlarından ve çevredekilerin anlattıklarından öğrenilen bilgiler vardı.

Beatles grubuyla Elvis’in görüşmesi sırasında olağan bir ev hali havası yaşanıyordu. Televizyon açıktı, ama sessizdi. Jukeboxta sürekli şarkılar çalıyordu. Beatles üyeleriyse bir kenarda sessizce oturuyorlardı. O sırada Elvis onlara döndü ve gülümseyerek “Bakın çocuklar, eğer böylece oturup bana bakmaya devam edecekseniz ben yatmaya gidiyorum.” dedi. Grup rahatlamıştı. Sonra Elvis, “Biraz konuşalım, sonra bir şeyler çalıp söyleriz” önerisinde bulundu. Beatles işte tam olarak bunu istiyordu.

Bir süre sonra gitarlar orta çıktı. Elvis amfiye bağlı bir bass gitarı çalmaya çalışıyordu. John Lenon olayın devamını şöyle anlatıyor;

“Yanına gidip biz de onunla çalmaya ve söylemeye başladık. Paul ona bir şeyler gösterdi bass gitarda. Çünkü enstrümanına çok yabancı görünüyordu. O da bassta iyi olmadığını ama uygulama yaptığını söyledi. Eğer yanlış hatırlamıyorsam beraber çaldığımız ilk parça Cilla Black’in hit parçası olan “You’re My World”dü. Sadece Ringo biraz uzak kalmış gözüküyordu davul olmadığı için. Sonra Elvis, Ringo’ya “Davulu Memphis’te bırakmamız çok kötü oldu.” dedi onu teselli etmek için. Sonra Paul piyanoya geçip Shadows grubunun namelerini çalmaya başladı.”

Beatles üyeleri enstrüman çaldıkça kendini daha iyi hissetti. Ardından konserlerde başlarından geçenleri, hayranlarını ve uçak yolculuklarını birbirlerine anlattılar.

Paul McCartney : “Bu benim için harika bir şeydi. Elvis basstaydı ve ben ona “Sana bir iki şey göstereyim El…” diyecekken onun bir  arkadaş  gibi olduğunu fark ettim. Bu benim için harika bir diyalogdu. Bass gitar hakkında konuşuyordum ve mutluydum halimden. Harikaydı, konuşkandı, arkadaş canlısıydı ve biraz da utangaçtı. Ama bu onun imajıydı. Bu ümit ettiğimiz, sandığımız şeydi.”

John Lennon: “Ona bir sonraki filmi için yeni fikirleri olup olmadığını sordum. O “Ah, tabii ki var. Gitar çalan bir taşra delikanlısını canlandırıyorum, bir kaç kızla tanışıyorum ve onlara bir kaç şarkı söylüyorum.” dedi. O böyle deyince biz birbirimize baktık. Sonunda Elvis ve Colonel Parker (menajeri) gülmeye başladılar ve bize bu formülden uzaklaştıkları zaman para kaybettiklerini anlattılar.”

Saat 10 gibi Elvis’in eşi Priscilla da grubun yanına gelerek kendini gösterdi ve bir süre onlarla oturduktan sonra aralarında ayrıldı.

Ringo Starr: “Priscilla’yı görme olayını hatırlamıyorum. Orada olsaydı da benim için önemli değildi. Çünkü görmeye geldiğim Elvis’ti. Yanında gördüğüm gençleri de hatırlamıyorum aslına bakılırsa.”

Paul McCartney: “Priscilla Barbie bebeği gibiydi pamuklu kumaştan mor bir elbiseyle ve bir sürü makyajla. Hepimiz O’na merhaba dedik ve o da çok fazla kalmadı zaten.”

Grup gece 2’ye kadar Elvis’in yanında kaldı. Oradan ayrılırken çok etkilenmiş gibi görünüyorlardı.

John Lenon: “Ayrıldığımızda saat sabaha karşı saat 2’ydi. Tam gidecekken Elvis’e “Senden çok hoşlandık ve eğer istersen yarın bizim kaldığımız yere ziyarete gelebilirsin” dedik. Elvis “Bakalım, göreceğiz, yapabilir miyim bilemiyorum ama teşekkür ederim” diye cevapladı. Gülümsedi ve ellerimizi sıktı. Bir daha onu görmedik. Elvis hakkında aklımda kalan gülmeyi ve başkalarını güldürmeyi sevdiğiydi.”

Paul McCartney: “Bu hayatımdaki en büyük tanışma olaylarından biriydi. Bir kere gördüm hayatımda onu sadece. Bizden hoşlandığını düşündüm. Belki biraz tehdit edilmiş gibi hissetmiş olabilir ama hiçbir şey söylemedi. Hiçbir düşmanlık hissetmedik. Bizim çok tanınıyor olmamızın onu çok az da olsa ittiğini düşündüm ve bunun için üzgündüm çünkü onunla bir arada var olmak istiyorduk yalnızca.”

Beatles grubu 1965 yılını inanılmaz bir biçimde geçirmişti. Grubun yıldızı günden güne parlıyor, hayran kitlesi artıyordu. İngiltere’de doğan bu grup 1965 yılında ikinci kez Amerika turnesine çıkmış, önce 3’üncü kez “Ed Sullivan Show” a katılmış sonraki günse New York stadyumunda o güne kadar tüm zamanların en kalabalık konserini vermişti. Aynı yıl Avusturya ve İngiltere’de çekilen “Help” filmleri gösterime girdi. Bununla birlikte albümleri İngiltere ve Amerika listelerinde 1 numaraya kadar yükseldi.

1950’lileri bir Rock’n Roll kralı olarak geçiren Elvis ise 1960’larda kendini film yapımlarına adamıştı. Elvis o dönemin müzik eleştirmenlerine göre, 1958 yılında askerden döndükten sonra “Elvis is Back” plağı ve Frank Sinatra ile yaptığı şovuyla sevenlerinin ilgisini üzerine yeniden toplamış, ancak ‘Put The Blame On Me’, ‘Judy’, ‘In Your Arms’ gibi pop şarkılarını söylemesi pek olumlu karşılanmamıştı. Çünkü o bir Rock’n Roll efsanesiydi. Oynadığı filmlerdeki müzikler de Elvis’le çok uyuşmuyordu. Ama o filmlere devam ediyordu.

Dünyada ve Amerika’da ise yeni bir müzik arayışı başlamıştı ve belki de Beatles isimli genç delikanlılar bu arayışa bir cevap olacaktı. Elvis ise artık deyim yerindeyse camdan bir fanusun içinde yaşamaya başlamıştı. Ne televizyona çıkıyor ve konser veriyordu. Dönemin müzik eleştirmenlerine göre müziğe çok ağırlık vermiyor yalnızca sinema filmleriyle ilgileniyordu. Eleştirmenler sanki Elvis’in bir şekilde Beatles’ın karşısında bulundurulmak istenmediğine yönelik haberlerin dolandığını söylüyordu. Presley’in İngiliz grup karşısında tutunamamasından çekinildiğine yönelik bazı dedikodularda ortalarda dolaşmaya başlamıştı. Ayrıca Beatles’ın Amerika konserleri sırasında ‘Elvis öldü, yaşasın Beatles’ yazan pankartların Elvis’i üzdüğü düşünülüyordu.

Elvis bu dönemde Amerika için daha fazla şeyler yapmak istiyordu ve uyuşturucuyla mücadele etme çabasına girmişti. Bu konuda Başkan Nixon’la görüşmek istiyordu. Sonunda başardı ve görüşme ayarlandı.

Elvis’in Başkan Nixon’la görüşmesi sırasında Beatles da gündeme geldi. Elvis’in Beatles üyelerinin ‘Anti-Amerikan ruhu için gerçek bir güç’ olduğunu söylediğine yönelik haberler çıktı. Bu sözler ayrıca Beyaz Saray’ın notlarında da yer aldı. Grup üyeleriyse bu konuyla ilgili şunları söyledi;

Ringo Starr: “En üzücü olay bizi Amerika’dan sürgün etmeye çalışmasını anlamamız oldu. Çünkü FBI’da yeri önemliydi. Bu benim için üzücüydü çünkü bizi bir tehlike olarak görmüştü. Biz Amerika gençliği için kötüydük. Aslında bence ana tehlike ona ve onun kariyerineydi. Elvis’i bir kere daha gördüm. Ona çok kızgındım çünkü artık müzik yapmıyordu. Her şeyi durdurmuştu ve etrafındakilerle futbol oynuyordu sadece. Ben ona neden stüdyoya girip müzik yapmadığını ve neden burada olduğunu sordum. Ne dediğini hatırlamıyorum ama futbol oynamaya devam etti.”

Paul McCartney: “Elvis’in bizi durdurmaya çalıştığı şu ünlü Nixon nüshalarını gördüm. O Beatles’ı durdurmaya çalışıyordu. Richard Nixon’a “Evet efendim, şu Beatles çok anti-Amerikan ve uyuşturucu kullanıyor” demişti. Bu yüzden biraz ihanet edilmiş hissettiğimi söylemeliyim. En ilginci de uyuşturucu kullanıyor olduğumuzu söylemesiydi. Halbuki ona sonunda ne olduğuna bakın! Tuvalette uyuşturucularla bulunmuştu. Bu çok üzücüydü. Ama ben hala onu seviyorum, özellikle de ilk zamanlarını. Benim üzerimde çok etkisi oldu.”

John Lenon: “Elvis benim jenerasyonumu çok etkiledi müziğiyle. Ancak orduya katıldığı zaman saçıyla beraber bazı şeylerin de beraber gittiğini düşündüm. Bazı güzel şeyler de çaldı ve söyledi ordudan sonra, ama artık aynı değildi. Bu ona psikolojik olarak olan bir şeydi sanırım. Bence Elvis orduya katıldığı gün öldü. Daha sonraki hayatında yaşayan bir ölüydü o sadece.”

Ancak Nixon görüşmesinden sonraki dönemde Elvis bir kaç röportajında Beatles grubuna yönelik övgü dolu sözler kullandı. Ayrıca 1973 yılında Hawaii konserinde Beatles’ın ‘Something’ şarkısını ve sonraki yıllarda da diğer şarkılarını söyledi.

Her ne kadar Beatles üyeleri bu olaydan etkilenmiş ve biraz da kırılmış olsa da Elvis’in onların kalbindeki yeri pek değişmedi. Paul McCartney bunu şu sözlerle açıkladı;

Bunlar harika zamanlardı. Yani Elvis’le tanıştık ve eve, Liverpool’a gidip, istediğimiz zaman “Kimle tanıştığımı biliyor musunuz?” demek çok etkileyiciydi. Elvis’le ya da onun gibi biriyle tanışmak inanılmaz bir olaydı bizim için…”

 

Tags
Show More