Search for content, post, videos

Bilişim dünyası ve Bilmediklerimiz

Günümüzde bilgi teknolojileri hızla gelişiyor ve internet günlük hayatımızın vazgeçilemez bir parçası konumunda. Kişilere ve kurumlara her alanda büyük faydalar ve sonsuz olanaklar sunan bu teknolojiler, ne yazık ki beraberinde ciddi sorunlar ve sorumluluklar da getirmekte. İnternet, zaman zaman doğrudan doğruya kullanıcılara yönelik etik ve hukuki sorunların doğmasına neden olabiliyor. Bilgisayar ve internet yoluyla hukuka aykırı eylemler gerçekleştirilebiliyor, bu da beraberinde hukuki ve cezai sorumluluklar doğuruyor. Bilişim hukuku konusunda ülkemizin en önemli isimlerinden biri olan Barolar Birliği Delegesi ve İstanbul Barosu Bilişim Hukuku Merkezi Başkanı Avukat Taner Sevim ile sohbet etme şansı bulduk. Taner Bey, bizlerle son derece önemli bilgi ve görüşlerini paylaştı. Keyfini çıkarın…

– Teknoloji ve teknolojik ürünlere hayatımızın her alanında ihtiyaç duyuyoruz. Ancak bu ürünler, özellikle son zamanlarda çeşitli suçlara alet edilmeye başladı. İstanbul Barosu Bilişim Hukuku Merkezi Başkanı olarak siz en çok ne gibi bilişim suçları ile karşılaşıyorsunuz?

Türkiye’nin bilişimle buluşma noktası, internetle tanıştığımız yıl olan 1993. Tabii, o yıllarda internet daha yeniydi, bütün veritabanları internete açılmadığı için suç unsuru olarak kullanılmıyordu. Sonra e-postalarla gündeme gelmeye başladı. Özellikle hakaret veya suç unsurunun aktarılması için e-postalar kullanılmaya başladı. Mail ya da msn ve icq gibi chat programlarında yollanan hakaret içerikli mesajlar neticesinde siber suçlarla tanışmış olduk. Daha sonraları, yanılmıyorsam 2002 yılı olmalı, bankacılık sistemi internete girmeye başladı. Avrupa, bizden daha önce bu konularla haşır neşir olduğu için, siber suçlarla ilgili eylemler daha önce başlamıştı. Bankaların veritabanlarını internete açması ve internetle ilgili işlemlerin yapılmasının ardından çok hızlı ve yoğun bir şekilde, banka hesaplarının boşaltılması, kredi kartı dolandırıcılığı gibi banka dolandırıcılıkları başladı. O günlerde bankalar da bu işe yeni başladığı için gerekli önlemleri alamıyorlardı. Birçok dava açıldı müşteriler tarafından. Bankalar müşterilerin şifrelerini korumakla mükellef olduklarını, müşteriler de bankaların güven kurumları olduklarını ve emanet edilen paranın güvenliğini sağlamanın da bankaların sorumluluğu olduğunu iddia ettiler. 2005 yılında Yargıtay bir karar vererek tüketiciyi haklı buldu. Bankanın özel bir kanuna dayalı bir kurum olduğu, dolayısıyla emanet edilen paranın güvenliğinin de banka tarafından sağlanması gerektiğine hükmetti. Bu dönemde açılan birçok dava tüketici lehine sonuçlandı. Fakat son dönemde bankalar da ciddi tedbirler almasına rağmen banka dolandırıcılıkları yaşandığı için tüketicinin de korumakla mükellef olduğu noktalar belirlendi.

Bunun dışında, sosyal medya son yıllarda gündemde. 2007 yılında, internet ortamındaki yayınların düzenlenmesine ilişkin olarak 5651 sayılı yasa çıkarıldı. Bu yasa internet ortamında yapılan yayınlar neticesinde, içerik sağlayıcı, erişim sağlayıcı ve yer sağlayıcı gibi argümanları tanımladı. Bunları tanımladıktan sonra da sorumluluklarını belirledi. Bunun dışında, müstehcenlik, çocuk istismarı, uyuşturucuya eğilim gibi suçlar var. Bu suçların oluşması halinde, savcılığın talebi ile mahkemeden alınacak bir kararla bu sitelere erişim mahkeme kararı ile engelleniyor.

Sadece erişim engelleme yaptırımı mı var?

Bu kanunun temeli aslen ceza kanununa dayandığı için, siteyle ilişkisi olan kişi ceza kanununa göre cezasını alıyor. Erişim engelleme, suçun devamını engellemek amacıyla tedbir niteliğinde.

5651 sayılı kanunun genel bir hak ihlalinden bahseden 9. maddesi de kişilik hakkınızın ihlali söz konusu olduğunda devreye giriyor. Bir şahsı rencide ya da hakaret eden bir içerik paylaşmanız durumunda söz konusu kişi size bu içeriği kaldırmanız için müracat ediyor. 2 gün içerisinde kaldırmazsanız reddetmiş sayılıyorsunuz. Sulh Ceza Mahkemesi’ne müracatla içeriğin kaldırılmasını talep ediyor ve kaldırmak durumunda kalıyorsunuz.

Bunu yanında, daha da önemlisi yeni Türk Ceza Kanunu’ndan önce bu sorunlar mevcut olduğu için, 5237 sayılı ceza kanunundan önce 765 sayılı ceza kanunun içerisinde bilişim suçlarına ilişkin maddeler eklenmişti. Bu maddelere göre, bir bilişim sistemine uzaktan hukuka aykırı olarak erişmek, oradaki bilgileri almak, orayı bozmak, durdurmak, korsanlık gibi fiiller yeni Türk Ceza Kanunun’da ayrı bir fasıl halinde bilişim suçları olarak belirlendi.

Son dönemde merak edilen şeylerden biri de sosyal medyada paylaşılan iletilerin boşanma davalarında ya da işten çıkarmada delil olarak kullanılıp kullanılamayacağı. Bu konuda kanunlar ne diyor?

Web sitesi, özellikle gizlenmemişse, herkes tarafından görülebilen, kamuya açık bir alan. Dolayısı ile bunu bir mahkeme tarafından tespiti mümkün. Facebook gibi kamuya açık, karşılıklı iletişim olan noktalarda, elbetteki söz konusu kişinin yazdığı kanıtlanmalı. Başkasının yazmadığı ya da sahte bir hesap olmadığı kanıtlanmalı. IP numarası tespiti yapılıp o kişi tarafından yazıldığı ispat edilirse boşanma davasında ya da işten çıkarma durumlarında önemli bir delil olarak kullanılabilir.

Cihazlara kolay ulaşılabilmesi ve uygun fiyatları son birkaç yıl içerisinde gazetelerde ve haber bültenlerinde sıklıkla karşımıza çıkan dinleme vakalarını tetiklemiş gibi görünüyor. Kanunların bu konuda yaptırımı nedir?

Türk Ceza Kanunu’nda bu konu düzenlenmiş vaziyette. Hatta mecliste cezaların daha da arttırılması gündeme geldi ancak henüz yasalaşmadı. Herhangi bir şahsın konuşmalarının hukuka aykırı bir şekilde kayda alınması bir suç. Fakat buradaki esas mesele, bu ürünlerin piyasada çok kolay elde edilebiliyor olması. Bunların engellenmesi lazım.

Bu ürünlerin satışını yapan firma ya da şahıslara herhangi bir yaptırım uygulanmıyor mu?

Anladığım kadarıyla bir yasal boşluk var. Bu ürünlerin Türkiye’ye kaçak olarak sokulması pek mümkün değil. İthalat ya da imalat söz konusu. Basit devreler sonuçta bunlar. Bu tip ürünler, yayın yapan ürünler oldukları için BTK iznine tabi cihazlar olmalılar aslında. Marketten aldığınız telsiz telefonun bile BTK ‘nın onayıyla ithalatı mümkün oluyor. Bu cihazları satan ve üretenlerin üzerine gidilmeli. Bırakın satmayı, dinleme hizmeti bile bir meslek haline getirilmiş. Toplum olarak çok bilinçlendirilebilen bir toplum değiliz. Yani, suçu bilmemek mazeret değil, bu ceza hukukunun ana kuralı fakat halkımız gerçekten bilmiyor. Mesela, bir boşanma davası söz konusu olduğunda gözler hiçbir şeyi görmüyor ve bu tip hizmetlere yöneliniyor. Bu da bir suç olması sebebiyle suça ortak olunuyor. Ayrıca, hukuka aykırı olarak elde edilen bir verinin delil olarak kullanılması da zaten mümkün değil. Söz konusu delil davanın seyrini değiştirecek nitelikte bile olsa hiçbir şey değişmiyor.

Dinlemenin yapıldığı kişinin kimliğine ya da dinleyen şahsa akrabalık vs. gibi yakınlık derecesine göre yaptırımlar değişiyor mu?

Hayır, amaç ya da şahısa göre değişmiyor. Bir tek istisnası hukuka uygunluktur, o da mahkeme kararı ile olur.

İnternet, günümüzde hayatımızın vazgeçilmezlerinden. Birçoğumuz internetsiz bir hayata tahammül edemez duruma geldik. Hayat, artık sanal ortamda dönüyor gibi. İnternet üzerinden işlenen suçların ülkemizdeki yoğunluğu hakkında ne söyleyebilirsiniz?

Türkiye’de, yanılmıyorsam 36 milyon 500 bin internet kullanıcı var. Bu çok ciddi bir rakam. Bu alanda Avrupa’da ilk üçteyiz. Teknolojiyi çabuk tüketen ve çok çabuk adapte olan bir ülke olduğumuzu söylemek de doğru olur. Güvenliğin zayıf halkası insandır. Halk olarak bilgimizi çok fazla ortada bırakıyoruz. Özellikle sosyal medyada bıraktığınız bilgiler, sosyal korsanlar, hackerlar tarafından toplandığında, hakkınızda herhangi bir teknoloji, cihaz kullanmadan sadece telefonla sizi dolandırılabilecek konuma getirebiliyor. Bilgilerimizi kamuya bu kadar açık bırakmamamız gerekiyor. Ülkemizde bu konudaki şikayetlerin miktarı çok fazla. Bilişim hukuku ile ilgilenen savcıların bugün aldığı bir şikayetin davasını 1 yıl sonra ancak açabiliyorlar. Sosyal medyadan, sanal para kazandıran online oyunlara kadar bu konuda şikayet çok fazla.

Konusu açılmışken, online oyunlarda elde edilen ve zaman zaman ciddi paralara satılan ‘item’ların kime ait olduğu da tartışılıyor.

Aslında bu çok önemli bir muamma. Çok tartışılan bir konu. Genel kanı, bir intifa hakkı benzeri bir kullanım hakkının kullanıcıya bahşedildiği. Ancak bu da hukuka tam anlamıyla uydurulamıyor çünkü intikanın feragati kişiye bağlı bir durum, yani ana kişi istediği zaman ortadan kaldırılamaz. Günün sonunda bu bir oyun, oraya girerken şartları kabul ediyorsunuz ve orada kazandığınız bir şey. Sadece siz orada varken sizin olan sanal nesneler. Dolayısıyla benim şahsi kanaatime göre böyle bir mülkiyet hakkına konu olabilecek bir durum değil. Bilişim hukuku açısından gündemin en önemli maddelerinden biri bu. İlerleyen zamanda neler değişir bilmiyorum ama benim şu anki kanaatim bu.

İnternet üzerinden film, müzik gibi telif kapsamındaki ürünleri indirmenin ya da bilgisayarınızda bulundurmanın cezası nedir? Zannediyorum ülkemizde henüz böyle bir suçtan ceza alan biri bulunmuyor.

Aslında bu konuyu ikiye ayırmak lazım. Ceza hukuku ve fikri mülkiyetteki eser açısından. Alenileşmiş bir şeyi indirmek aslında bir suç teşkil etmiyor. Onu ilk alenileştiren Ceza Hukuku’nun konusu. Fakat, alenileşmiş bir şeyi indirip kullanıyorsanız, bu telif hakkı gerektiren bir konu. Mesela bir kitap indirip bastırıyorsanız bu telif hakkı ihlalidir. Fakat, bu konu yeni çalışmalar var.

İnternette girdiğiniz her alanda bir iz bırakıyorsunuz. Bu izler, talep edildiği taktirde tutulabiliyor. Sizin bir şarkıyı, filmi, ne zaman indirdiğiniz, hangi  filmi, müziği, eseri indirdiğiniz tespit edilmiş vaziyette. Mahkemeye müracat edildiği zaman size bir ihtarname çekiliyor. Bundaki esas mantık, ilk etapta telifleri alabilme. Ceza vermek yerine, bu eserlere ulaşımı kolaylaştırmak gerekiyor. Uygun fiyatla bu eserlerin yasal olarak indirilebilmesi durumunda kimse bu tarz yasa dışı yollara tenezzül etmez.

Mahkemeler tarafından erişimi engellenen sitelere dns değiştirerek ya da tünel sitelerinden girmek suç teşkil eden bir hareket mi?

Bu, suç değil. Yani, ceza kanununda bir düzenleme olmadan herhangi bir suçun oluşması mümkün değil. Biliyorsunuz, Youtube’a erişim engellendiğinde Sayın Başbakan, söz konusu siteye girdiğini belirtmişti. Ceza hukukunun temek prensiplerinden bir tanesi suçta ve cezada kanunilik ilkesidir. Kanunda yazmayan bir şey ceza olarak verilemez, ya da suç olarak değerlendirilemez. Bana göre tabii ki suç değil ama bunu da son dönemlerde daralttılar. Dns ve tünelinde yeterli olmadığı siteler olabiliyor. Teknik olarak bunu tamamen de engelleyebileceklerini düşünüyor. Sonuçta siz Türkiye’de internete girdiğiniz zaman Türkiye’nin hattından çıkıyorsunuz. Türk Telekom’un hattına koyulacak bir denetimle o tünel siteri de kullanılamaz. Dns için de bu durum geçerli. Biraz da şöyle bakılıyor anladığım kadarıyla, teknik olarak biraz ne yaptığını bilen kullanıcıyı değil, özellikle çocukların zararlı sitelere ulaşmasını engellemek asıl amaç.

İnternet kullanıcılarını önümüzdeki dönemlerde neler bekliyor? Nelere dikkat etmeliler? Türkiye’de bilişim suçları ile ilgili yeni bir düzenleme yapılacak mı?

Her geçen gün yeni bir gelişme yaşanıyor. Teknoloji çok hızlı gelişiyor ama hukukun bu denli hızlı bir gelişime sahip olması mümkün değil. Mesela borçlar kanunu değişmiş vaziyette, bu değişimin oturması 5-6 yıl sürecek. Dolayısıyla hukukun teknolojiye hemen ayak uydurması mümkün değil. E-ticaret kanunu kapsamında spam ve saldırgan satış yöntemleri ile ilgili düzenlemeler söz konusu. Tüketici kanunu değişiyor. Fikir ve sanat eserleri kanununda değişiklik çalışmaları var. Bunları göz önünde tuttuğunuzda hemen her şeyin değişebileceği görünüyor.

Asıl önemli olan internetin sanal bir dünya olduğunun farkında olmak. Çok fazla insanın gördüğü ulaşabildiği bir ortam. Bilgimizi saklı tutacağız, her şeyimizi, herkesle paylaşmayacağız. Sanal bir dünya olduğunun farkında olarak nimetlerinden faydalanmak gerek. Türkiye, teknoloji konusunda hızlı ve başarılı gidiyor. Bu hızlı ve başarılı gidişe halkı adapte etmek gerekiyor. Çocuklar bilgisayar kullanıyor, ama okullarda bilgisayar kullanımı üzerine bir ders göremiyorum. Dengeyi iyi yakalamak lazım. Çocukken zararları gösterirseniz, ilerleyen yıllarda sıkıntı yaşanmaz.

Bize vakit ayırdığınız ve değerli bilgilerinizi, görüşlerinizi bizimle paylaştığınız için teşekkür ederiz Taner Bey. Çok keyifli bir sohbet oldu.

Ben teşekkür ederim. Umarım faydalı olabilmişimdir.

 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *