AçıMagazine

ALO’nun Doğuşundan Akıllı İletişim Çağına Yolculuk: Telefonun Asırlık Hikayesi

14 Şubat herkes tarafından Sevgililer Günü olarak biliniyor. Sevgilisini arayanlar, sevgi dolu mesajlar gönderenler, romantik bir akşam yemeği için restoranı arayıp yer ayırtanlar, acaba bu tarihin Sevgililer Günü’nden çok daha büyük bir anlamı bulunduğunu biliyor mudur?

O anlam öyle büyük ki 142 yıl önce bugün eğer o icat edilmeseydi, ne ilişkilerimiz bu kadar anlaşılır sürebilirdi ne de yaşantımız bugünkü halini alabilirdi. Bugün hayatımızda ilk bulunuş amacından çok daha fazla bir öneme sahip olan telefondan bahsediyoruz.

Telefonun bugün geldiği noktayı eminiz mucidi Aleksander Graham Bell de tahmin edemezdi. Çünkü O, aslında telefonu işitme engeli olan annesinden esinlenerek, ona bir şeyler duyurmak amacıyla yola çıktığında bulmuştu. Babası ve dedesi işitme engellilerin eğitimi için çalışmalar yapıyor, okullar açıyor ya da açılmasına yardımcı oluyordu. 20’li yaşların ortalarındaki Graham Bell de bir şeyler yapmak istiyordu.

En sonunda işitme engellilere konuşmayı ve duymayı sağlayacak bir cihaz üretmek için çalışmalarına başladı. Bir yığın araştırma yaptı. O dönem Boston Üniversitesi’nde profesör olan Graham Bell, sesleri mekanik anlamda üreten bir cihaz yardımıyla diğer tarafa iletilmesi konusu üzerinde çalışmalarını yoğunlaştırdı. Daha sonra da bu çalışmalarını dönemin tek iletişim cihazı olan telgraf üzerinde geliştirmeye karar verdi.

Bir gün arkadaşı Thomas Watson’la evinde çalışırken telefonu bulacakları akıllarının ucundan bile geçmiyordu. Watson bir başka odada bir şeyle ilgilenirken, üzerine kahve dökülen Bell’in onu çağırdığını duydu. Ancak ses çok uzaktan değil, yakınındaki cihazdan geliyordu. Watson’la Bell, bu kez yer değiştirerek bir deneme yaptılar. Graham Bell arkadaşına, “Mr. Watson come here. I want to see you” (Bay Watson, buraya gelin. Sizi görmek istiyorum) dedi. Böylece ikili sesin iletilebildiğini gördü.

29 yaşındaki mucit Aleksander Graham Bell, çalışmalarını tamamladıktan sonra, 14 Şubat 1876’da telefonun patentini almak için başvuruda bulundu ve doğum gününden 4 gün sonra olan 7 Mart’ta da patentini aldı.

“ALO, Sen misin?”

Bell’in ilk işi sevgilisinin evine bir hat çekmek oldu. Böylece sevgililer arası telefon görüşmelerinin de temellerinin o gün atıldığını söylemek yanlış olmaz.

Anlatılanlara göre Graham Bell’in sevgilisinin adı Alessandra Lolita Oswaldo’ydu. Bell atölyesinde çalışırken telefon çaldığında arayanın Alessandra olduğunu biliyordu. Çünkü telefon hattı bir tek O’nun evinde vardı. Bu nedenle Bell, telefonları önce Allessandra Lolita Oswaldo diye açmaya, ardından bunu kısaltıp “Ale Los Os” demeye başladı. Bu kısaltma da zamanla yerini sevgilisinin isminin baş harfleri olan “ALO” ya bıraktı.

Sevgilisiyle sık sık yeni icadı aracılığıyla görüşmeye başlayan Graham Bell, bir yandan da yeni buluşunu tanıtmaya çalışıyordu. Hatta bunun için ilk adımı Boston’daki  Philadelphia Centennial fuarında attı. Buradaki tanıtımdan sonra icat müthiş bir beğeni gördü. İş adamları tek tek ofislerine telefon bağlatmaya başladı. Bell, bu taleple birlikte yeni bir adım daha atarak, kendi telefon şirketini kurdu ve telefon üretimine başladı.

Ancak Graham Bell’in iş hayatındaki başarısı aynı ivmesini aşk hayatında gösteremedi. Alessandra, kendisine eskisi kadar çok vakit ayıramayan Bell’i terk etti.

Bu sırada kentin dört bir yanına telefon hatları çekilmeye başlanmıştı. Dolayısıyla Graham Bell’i artık başkaları da arıyordu. Ancak O, her seferinde telefonu ‘Belki arayan Alessandra’dır’ düşüncesiyle ‘ALO’ diye açıyordu. Bu hitap diğer insanlar arasında da hızla yayıldı. Artık herkes birbirini aradığında öncelikle ‘Alo’ diye hitap eder oldu.

Telefon dünyaya yayılıyor

Telefon zaman içinde yenilendi. Hatta çağ atladı.Telefonla iletişim uzun yıllar santraller aracılığıyla yapıldı. Bu santrallerde çalışan memurlar görüşme talep eden iki tarafın kablolarını birbirine bağlıyor ve görüşme bu şekilde gerçekleşiyordu. Sonraki yıllarda santralsiz görüşme keşfedildi ve artık insanlar aramak istedikleri kişiye ait olan numarayı çevirerek direk iletişim sağlamaya başladı.

Hemen ardından ahizeli telefonlar üretilmeye başlandı. Bu telefonlarla birlikte telefonun şekli de yavaş yavaş değişti. Ahizeli telefonların en büyük özelliği hem konuşma hem dinleme mekanizmalarının bulunmasıydı.

Artık insanlık telefon fikrine iyice alışmıştı. Uzaklar yakın hale gelmiş, devlet adamları önemli kararları telefonlar aracılığıyla birbirlerine bildirir olmuştu.

1800’lü yılların son döneminde Marconi isimli bir İtalyan mucit de radyo frekansları üzerinde çalışmalar yürütüyordu. 20 yaşındaki bu mucit radyo dalgaları ile iletişim sağladığı telsizi dünyaya tanıttı. Bu aslında ilk telsiz telefonun da bulunuşu anlamına geliyordu. Bu çalışmalar devam ederken Amerika ile İngiltere arasına ilk telefon hattı döşendi ve insanlık artık okyanus ötesiyle haberleşme imkanını yakaladı.

Artık telefon fabrikalarında yeni model telefonlar üretiliyor ve bu telefonlar evlerin baş köşelerinde misafir ediliyordu. Ancak hala çevirmeli sistemden vazgeçilememişti.

İnsanlığın varoluş amacı belki de iletişim halinde olmaktı. Bunun için ilk çağlardan beri büyük çabalar harcanmıştı. Üstelik bu isteğin önüne hiç bir şekilde geçilemiyordu. Teknoloji ilerledikçe iletişimi daha da hızlı sağlamak fikri yükseliyordu. 1960’lara gelindiğinde önce çevirmeli telefonların yerini tuşlu telefonlar aldı. Artık elektronik telefon dönemi başlamıştı. Bu telefonlar daha hafif, daha ergonomik ve daha hızlıydı. Sevgililer birbirleriyle buluşmak için önce telefonla haberleşiyor, sonra buluşacakları noktaya gidip beklemeye başlıyordu.

Telefon zamanla evden çıkıp arabalara girdi. Seyir halindeyken artık size ulaşılabilecekti. O dönemlerde akıllara yavaş yavaş telefonu taşınabilir bir hale getirme fikri gelmeye başladı. Bunun üzerine bilim adamları, tasarımcılar ve mühendisler bir araya gelerek yeni bir çalışma başlattı.

Telefon ceplerimize giriyor

1980’li yıllara gelindiğinde telefon artık her yerde idi ve artık gözünü ceplerimize dikmişti. Uzun süren çalışmalar neticelendiğinde, Motorola firması ilk cep telefonunu piyasaya süreceğini açıkladı. Bu insanlık için inanılmaz bir buluştu. Sanki telefon yeniden icat ediliyordu.

Martin Cooper tarafından bulunan DynaTAC 8000X ismiyle piyasaya çıkan ilk cep telefonu 850 gram ağırlığında, taşınabilir, hiç bir elektrik bağlantısı olamadan 35 dakika kesintisiz görüşme yapılabilir ve şarj edilebilir bir özellikteydi. Fiyatı ise 3000 dolardan fazlaydı. Yani cep telefonu sahibi olmak için biraz para harcamak gerekiyordu. Bu nedenle ilk etapta yalnızca lüks bir iletişim aracı kategorisine girdi.

Sonraki yıllarda yeni firmalar farklı bir çok telefon üretmeye başladı. Bu telefonlara numaralar kaydediliyor ve istenilen her yerde istenilen kişi aranabiliyordu. Artık sevgililer de birbirlerini saatlerce bir mağazanın önünde beklemek durumunda kalmıyorlardı. Gecikebileceklerini bir telefonla anında sevdiklerine iletebiliyorlardı. Cep telefonlarıyla birlikte yeni bir haberleşme akımı daha başlamıştı. Bu akımın adıysa; ‘mesajlaşma’ydı.

Zamanla telefonların özellikleri artarken, ağırlıkları hafifledi, kalınlıkları inceldi. Tüm dünyayı saran bir GSM sistemi geliştirildi. Artık küçük bir kart sayesinde herkesle iletişim kurulabiliyordu.

İnsanlığın uyanışı: Akıllı telefonlar

İlk akıllı telefonun temelleri ise 1994 yılına rastlamaktaydı. IBM, Simon adıyla piyasaya bir telefon çıkardı. Bu telefon aynı zamanda ilk dokunmatik telefondu ve bir ajanda görevi de üstleniyordu.

Yıllar sonra bir parmak hareketiyle yönetilebilecek telefonlara sahip olacağımız belki o yıllar aklımıza gelmiyordu ama görüntülü konuşma fikri bir efsane şeklinde kulaktan kulağa yayılmaya başlamıştı bile. 90’lı yıllarda kimsenin ihtimal vermediği bu yenilik, 2000’li yılların sonlarına doğru patladı. Akıllı telefonlar ve 3G teknolojisinin hayatımıza girmesiyle artık görüntülü konuşma devri de başlamış oldu. Artık dünya daha küçük bir yerdi. İnsanlar birbirlerine daha yakındı. Sevdiklerini özleyenler bir tuşla onu arıyor, görüyor ve özlemini giderip görüşmelerine son verebiliyordu.

Akıllı telefon olarak tarihe geçen ilk cihaz Apple firması tarafından üretildi. İsmi Iphone’du. 2007 yılında mucidi Steve Jobs tarafından tanıtıldığında, bu telefonun belki de hayatımızın her alanına bu kadar etki edeceği tahmin edilemiyordu. Jobs, elinde tuttuğu bu mucizeyi çıkardı ve basın toplantısı sırasında ünlü kahveci Starbucks’ı arayarak 4000 adet kahve siparişi verdi.

Tuş takımı olmayan bu yeni sistemde, her şey ekrana dokunularak yapılıyordu. Üstün nitelikte multimedya özelliği olan bu cihaz, kablosuz internet özelliğine sahipti ve bir işletim sistemi tarafından yönetiliyordu. Aslında bu cihaz bir cep telefonundan çok, cep bilgisayarı gibi çalışıyordu.

Iphone piyasaya çıkar çıkmaz satış rekorları kırdı. İlk çıktığı dönem bir lüks olan Iphone’lar, kısa bir sürede ihtiyaç halini aldı. Dünyadaki telefon algısı bir anda değişti. Artık tüm firmalar hızla akıllı telefon üretimine başladı. Hatta bu üretim öyle bir hal aldı ki, 1800’lü yıllarda evlerimize büyük bir heyecanla giren ev telefonları bir bir çöpe atılmaya başlandı.

Günümüzde akıllı telefonlar artık birbirleriyle teknoloji yarıştırır oldu. Sosyal medyanın doğuşuyla aynı döneme denk gelen akıllı telefonlar artık birbirinden ayrılmaz bir ikili halini aldı. Bu durum insanların yaşantısını da değiştirdi. Telefon iletişim kurmaktan ziyade bilgi alma ve sosyalleşme aracı haline dönüştü.

Aslında Graham Bell de amacına bir şekilde ulaştı. İşitme engelli annesine her ne kadar sesleri duyuramasa da, bugün telefonların görüntülü konuşma özelliği sayesinde işitme engeli olan insanlar da uzaktaki yakınlarıyla iletişim kurmaya başladı. Görme engellilerse yeni yazılımlar sayesinde konuşarak internete bağlanıp, merak ettikleri konuları araştırabilir duruma geldi.

Peki acaba bugün Graham Bell’in bir Iphone’u olsa ilk Alessandra’yı mı arardı yoksa Starbucks’ı arayıp kahve siparişi mi verirdi? Sizce hangisi?

Similar Articles
Beatles'ın Elvis'le Buluşması ve Perde ArkasıGuguklu Saat Kasabasıyla Zamanda YolculukPijama Trendi HayatımızdaLand Rover :4X4 ‘ün Diğer AdıNevzat SAYIN : “Mimar Dünyayı Değil Önce Kendini Değiştirir!”
Show More

Related Articles